Mühendis
Group : Süper Moderatör
|
Betonun Dayanımı ve Durabilite
Prof. Dr. Mehmet Ali TAŞDEMİR İ.T.Ü. İnşaat Fakültesi
Özet
İnşaat
Mühendisliğinde taşıyıcı malzeme olarak yaygın biçimde kullanılan
betonun performansı üzerine genel bir değerlendirme yapılmakta,
özellikle Marmara depremleri sonrası beton ile ilgili karşılaşılan bazı
sorunlara yer verilmektedir. Ayrıca, sık sık karşılaşılan taze beton
çatlakları özetlenmekte ve betonda kalite denetimi üzerinde
durulmaktadır.
1. Giriş
Üzerinden iki yılı aşkın süre
geçen Marmara Bölgesi’ndeki depremler sonrasında en çok konuşulan
bölgenin jeolojik yapısı oldu. Özellikle de bundan sonraki büyük şokun
ne zaman gelebileceği üzerine senaryolar üretildi. Ülke insanı
konuşulanları ve tartışmaları televizyonlardan ve basından ilgiyle
izledi, çoğu insanımız adını ilk kez duyduğu Jeofizik ve Sismoloji
konularıyla bilgi edinmeye başladı. Depremler sonrası televizyonlarda
gece saat üçlere dörtlere kadar yerbilimcilerinin konuşmaları izlendi.
Ancak, göçen yapılardaki hasarların nelerden kaynaklandığı konusunda
maalesef çok az bilgi edinildi ve yapılan hatalar konusunda kamuoyu
yeteri kadar bilgilendirilemedi. Depremler sonrası yıkılan veya ağır
hasar gören yapılarla ilgili bir envantarın çıkarılmamasını kaçırılan
bir fırsat olarak değerlendiriyorum. Uzun bir geçmişe sahip olan Yapı
Mühendisliği ülkemizde de gelişmiş olmasına, geçmişte ve günümüzde
sadece ülkemizde değil ülke sınırları dışında da önemli yapıları
başarıyla inşa etmemize karşın Marmara Depreminde yaşananların
sorgulanması, gerekli önlemlerin zaman kaybına neden olmadan alınması
zorunludur. Gerek nufus yoğunluğunun, gerek sanayinin büyük bir bölümü
deprem kuşağında olan Türkiye bu bölgeleri terketmeyeceğine göre bilgi
ve bilim ile yaşamayı öğrenmesi, geçmiş depremlerden çıkarılmayan
derslerin en azından bu büyük felaketlerden sonra çıkarılması
gerekmektedir. Maalesef şimdiye kadar yapılanlar yapılması gerekenleri
düşündükçe yetersiz kalındığı anlaşılmaktadır. Bu konuşmamda şimdiye
dek izlediklerinizden farklı olarak daha çok önemli bir taşıyıcı
malzeme olan betondan, yapılan hatalardan ve betonun sahip olması
gereken uzun süreli performansından bahsetmek istiyorum.
2. Bir yapıdan beklenenler
Bir
yapıdan beklenen; dayanım, dürabilite (dayanıklılık), ekonomi, fonkiyon
ve estetiğin sağlanmasıdır. Yapıyla ilgili mimar ve mühendisler bu
unsurları birleştirmek durumundadır. Bir yapı üretilirken şu
aşamalardan geçmelidir:
Yapı tasarımı: i) Yer seçimi, ii) Zemin etüdü, iii) Sistem seçimi, iv) Projelendirme, ve v) Projenin detaylandırılması.
Malzeme
seçimi ve malzemenin denetimi: i) Kullanılan malzemelerin davranışı,
ii) Seçilen malzemelerin amaca uygun olup olmadığı iii) Kullanılan
malzemelerde kalite denetim süreci.
İnşaat süreci: i) Tasarım ile uyumlu bir yapı üretim teknlojisi, ii) Montaj ve işçilik.
Yapı
servis ömrünü tamamlayıncaya kadar projenin sürdüğü düşünülmelidir.
Ülkemizde yeterince önem verilmeyen ancak Marmara Depremiyle önemi
ortaya daha belirgin olarak çıkan binaların bakımı ve onarımı
aşamalarını da bu sürece eklemek gerekir, çünkü yapı bir entegre
sistemdir. Ülkemizde bu aşamalara gereken özenin gösterilmediği bir kez
daha ortaya çıkmıştır. Kullanılan malzemelerde kalite denetim süreci
çok aksamıştır. Ayrıca inşaatın tasarımla uyumlu bir yapı üretim
teknolojisine göre yapılmadığı anlaşılmıştır. Özellikle montaj ve
işçilik büyük ölçüde aksamıştır. Esasen geçmişte büyük yararları olan
tekniker okullarını da kapatmış bir ülkeyiz. Eğitimsiz gruplar
inşaatları yapmıştır. Yatırımların Marmara Bölgesi’nde teşvik edilmesi,
böylece büyük kentlere kırsal kesimlerden hızlı bir göçün olması, ve
buna denetimsizlik de eklenince felaketin boyutu büyük olmuştur.
3. Genel olarak betonun performansı
Taze
betonun işlenebilirliğinde agrega biçiminin ve en büyük boyutunun
önemli işlevi vardır. Özellikle agreganın en büyük boyutu betonarme
kalıbındaki donatı durumuna uygun olmalıdır. Sertleşmiş betondan
beklenen ise dayanımlı, dayanıklı ve ekonomik olmasıdır. Son depremler
sırasında büyük hasar gören yapılar incelendiğinde yapılaşmanın hızlı
olduğu bu bölgede betonla ilgili temel bilgilerin kullanılmadığı ve
gerekli denetimlerin yapılmadığı belirgin biçimde ortaya çıkmıştır.
Beton hacminin yaklaşık %75’ ini oluşturan agreganın betonun
performansında etkisi belirgindir. Maksimum su /çimento oranı ile
minumum çimento içeriğindeki sınırlamalar betonun dayanım ve
dayanıklılığını önemli ölçüde etkiler. Bu iki sınırlamanın
gerçekleşmesinde agreganın kaliteli ve boyut dağılımının uygun olması
zorunludur. Genel olarak betonun çevresel etkilere diğer bir deyişle
dürabiliteye göre tasarımı bu iki parametreye göre yapılır. Betondaki
maksimum su/çimento oranı ve minumum çimento dozajı gibi
kısıtlamaların ne ölçüde gerçekleşebileceği (yani çevresel etki
sınıfına bağlı olarak maksimum su/çimento oranı belirli bir değeri
aşamaz ve çimento dozajı da öngörülen minimum değerin altına inemez)
doğrudan beton agregasının türüne, granülometrisine ve standartlarına
uygun olmasına bağlıdır. Deprem bölgelerindeki betonlarda
granülometriye ve beton kalitesine özen gösterilmediği, yeterli pas
payının oluşturulmadığı, böylece betonun betonarme çeliğini
koruyamadığı görülmüştür. Betonarme içindeki demiri koruyan betondur.
Beton, hem basınç gerilmelerini karşılar hem de demirin korozyona
uğramasını önler. Depremler sonrası bazı kesimlerce betonarmeyi yeren,
çelik yapıyı savunan beyanlar oldu. Beton kalitesiz, yani boşluklu ve
geçirimli olursa demiri koruyamaz. Bu, betonarmenin kusuru olarak
değerlendirilmemelidir. Başka bir anlatımla, betonarme elemanda demiri
koruyamayan bir işçiliğin olduğu ülkemizde çelik yapı korozyona karşı
nasıl korunacak, yangına karşı nasıl önlemler alınacak biçimindeki
soruların yanıtlanması gereklidir. Betonda donatı korozyonuna bağlı
çatlama ile sismik yükler arasında sıkı bir ilişkinin olduğu kesinlik
kazanmıştır. Beton; agrega, çimento hamuru ve agrega-çimento hamuru
temas yüzeyinden oluşan bir malzeme olarak düşünülürse en zayıf
halkanın arayüzeyler olduğu ortaya çıkar. Beton teknolojisindeki
gelişmenin anahtarı çimento hamuru ile agrega arasındaki arayüzeylerin
güçlendirilmesidir. 1970 li yıllara kadar 28 günlük silindir basınç
dayanımı 40 MPa’ı aşan betonlar yüksek dayanımlı beton kabul edilirken
günümüzde bu kavram önemini yitirmiştir. Dayanım ve dayanıklılık için
en önemli gereksinim olabildiğince az boşluklu ve geçirimsiz beton
üretmektir. Özellikle 1980 li yıllarda süper ve daha sonra da hiper
akışkanlaştırıcıların ve ultra incelikli mineral katkıların
kullanılması 2000 li yıllara gelindiğinde yalın betonların 28 günlük
basınç dayanımlarının 200 MPa (2000 kgf/cm2)’a erişebileceği
kanıtlanmıştır.
Belirli bir granülometriye sahip olan beton
agregasının ince bölümünü kum oluşturur. İri agregalarda olduğu gibi
kumların da temiz, kimyasal etkilere karşı dayanıklı ve dayanımının
yeterli olması istenir. Ayrıca, kumun inert olması diğer bir deyişle
çimento ile kimyasal reaksiyona girmemesi gerekir. Ülkemizde beton
agregalarında aranan özelikler TS 706’ da belirtilmiştir. Kum için söz
konusu özelikler; elek analizi, dayanım, kil ve silt içeriği, organik
madde içeriği, alkali agrega reaktivitesi deneysel olarak belirlenir.
Ancak bu deneylerden olumlu sonuç alınması halinde, söz konusu
agreganın betonda kullanılmasına izin verilir. Kumda çok ince kil ve
silt tanelerinin varlığı betonun dayanımını düşürmektedir. Çoğunlukla
zirai toprak kökenli organik maddeler, kil topakları, kömür taneleri,
yumuşak taneler, standardın üzerinde suda çözünen klorür miktarı ve
sülfatın varlığı da betonun davranışını olumsuz etkilemektedir.
4. Deprem sonrasında dikkati çeken bazı açıklamalar
Marmara
depreminde orta ve ağır hasar görmüş binalardan alınan beton örnekleri
üzerinde yapılan bir araştırmada (Taşdemir, M.A., Özkul, M.H. ve
Atahan, H.N., (1999) “Türkiyedeki Son Depremler ve Beton”, II.Ulusal
Kentsel Altyapı Sempozyumu, İMO, Adana, s. 9-19) genel olarak sürekli
granülometriye uyulmadığı, en büyük agrega boyutunun 8 mm ya da bunun
biraz üzerinde olduğu görülmüştür. Yine aynı araştırmada denenen 5 ayrı
yapıya ait betonlardan 4 ünde kum sınırı olarak kabul edilen 4 mm’den
geçen malzeme miktarının %65’in üzerinde bazılarında %91’e varan
değerlerde olduğu saptanmıştır. Bu şekilde ince agregalarla üretilen
betonların su gereksinimi aşırı yükselir, bunun sonucu olarak da
su/çimento oranı artar, ince agrega tanelerini sarmak ve aralarındaki
boşlukları doldurmak için daha çok çimentoya gerek duyulur, bu da
bilindiği gibi yaygın biçimde esirgenmiştir. Aşağıdaki tabloda
sözkonusu araştırma sonucuna göre Avcılar’dan alınan betonlardaki tane
boyutu dağılımı görülmektedir.
Tablo: Avcılar’dan alınan betonlardaki tane boyutu dağılımı
Elekten Geçen (%) 31,5mm 16mm 8mm 4mm 100 98 87 70 100 97 91 83 100 100 99 91 100 80 59 51 100 84 80 65
Bu
tablonun incelenmesinden görüldüğü üzere depremler sırasında saptanan
düşük dayanımların nedeninin kamuoyunda yanlış birkaç açıklamanın
yolaçtığı kanının aksine deniz kumu kullanmak olmadığı, malzemenin
betondan çok, düşük kaliteli bir harç olduğu gerçeğidir. Nitekim,
Avcılar’da ağır hasar gören yapılardan alınan karot örneklere dayanarak
bulunan ortalama eşdeğer küp basınç dayanımları da ancak 8 MPa
olmuştur. Böyle bir malzeme taşıyıcı olmadığı gibi dış etkilere karşı
dayanıklı da değildir. Geçirimli olduğu için donatıyı da
koruyamamaktadır. Gerçekten, depremler sonrası yapılan incelemeler
bölgedeki betonarme yapılarda karbonatlaşma rötresi ile klor
diffüzyonunun neden olduğu korozyon çok fazladır. Bunlar da depremlerde
göçme riskini arttırıcı nitelik taşımaktadır.
Çevresel etkilerin
göz önüne alınması gerekir. Betonarme sadece dayanıma göre
tasarlanmamalıdır, yani yapı önce dürabilite gözönüne alınarak
tasarlanmalıdır. Günümüzde yapı sahibi ile proje müellifinin biraraya
gelip yapının ömrü ne olacak diye tartışmaları zorunludur; bu kavramlar
artık standardlara girmiştir. Betonarme yapı tasarlanırken çevresel
etki sınıfı belirlenecek, karbonatlaşma veya klor etkisinden
kaynaklanan korozyon, sülfat ve donma çözülme etkleri gibi bütün
bunların önceden belirlenmesi gerekmektedir. Yerbilimcileri hep fay
hattının nereden geçeceğini saatlerce tartışıyor, ancak Gölcük’de fay
hattından sadece birkaç metre uzağındaki binaların ayakta kalanları da
vardır. Demek ki usulüne uygun yapılmış yapılar depremler sırasında
yıkılmayabilir. Deprem yönetmeliğini hazırlayan arkadaşlara da biraz
sitem etmek istiyorum. Beton sınıfı 20 (C20) dürabilite bakımından
kesinlikle yeterli değildir. Dürabiliteye göre tasarım için C30’un
üzerindeki betonları kullanmamız gerekmektedir. Beton geçirimli ise
karbonatlaşma olur, demir korozyona uğrar. Beton geçirimli ise
dürabilitesinden söz edilemez, yani önce dürabiliteye göre tasarım
sonra dayanım sözkonusu olmalıdır.
Son olarak birkaç cümlenin
altını çizmek istiyorum. Yapıların deprem etkisi sonucu yıkılması bir
çok faktöre bağlıdır. Bunlar; zemin durumu, uygun temel seçilmemesi,
deprem hesabını da içeren statik bir projenin bulunmaması ya da yeterli
olmaması, projenin değiştirilerek uygulanması, yumuşak kat ya da kısa
kolon gibi yapısal sorunlar, projede belirtilen sınıfta beton
kullanılmaması, çelik donatı sınıfının yeterli olmaması, çelik
donatının doğru çapta, sayıda ve şekilde yerleştirilmemesi, filiz
boylarının yeterli olmaması, etriyelerin yerleştirilmesinde ve
işçiliğindeki hatalar olarak sayılabilir.
Betonun dürabilitesi
de betonun kalitesine bağlı olup, performansta bileşen malzemeler,
karışım oranları, üretim yöntemi, betonun bakım ve kürü gibi süreçler
ile çevre koşulları etkilidir. Çevresel etki sınıfları göz önüne
alınarak tasarımın gerektiği unutulmamalıdır. Beton uygun şekilde kür
edilmemişse mukavemet yaklaşık %30 düşebilir, ancak drabilite daha da
olumsuz etkilenir; kür edilmemiş betonun geçirimliliği yaklaşık 10 kat
artabilir. Bu da korozyonu olumsuz biçimde etkiler. 9 yıl önce inşa
edilen bir çok binada şiddetli donatı korozyonu olaylarına rastlanıldı.
Kısaca, amaca uygun malzeme seçilmeli, su da dahil bütün bileşenler
standardlara uygun olmalı, karışım iyi tasarlanmalı ve taze betonun
yeterli biçimde yerine yerleştirilmesi sağlanmalı, özellikle ilk
sertleşme sürecinde yüksek sıcaklık farklarından kaçınılmalı, beton
iyi korunmalı ve gerekli kür aksatılmadan yapılmalıdır.
5. Taze beton çatlakları
Taze
betonda bazı önlemlerin alınmaması halinde istenmeyen plastik rötre
veya oturma çatlakları oluşabilir. Ayrıca, betonda kısıtlanmış rötre
çatlaklarına rastlanabilir. Bu çatlakların nedenleri, alınacak önlemler
ve onarılmaları ile ilgili genel bir değerlendirme aşağıda
sunulmaktadır.
Taze beton çatlakları, betonun kalıba
yerleştirilmesini izleyen ilk 30 dakika ile 5 saat arasında, genelde
döşeme gibi geniş yüzeye uygulanan betonlarda görülür. Bu çatlaklar 10
cm’ye erişen derinlikte ve birkaç cm’den başlayarak 2 m’ye varan
uzunlukta olabilir. Oluşan çatlaklar betonun özellikle dürabilitesi
açısından zararlıdır. Taze beton çatlakları farklı oturmalardan,
plastik rötreden veya kısıtlanmış rötreden kaynaklanabilir.
5.1.Oturma çatlakları
Bu
çatlaklar genellikle kirişlerde üst yüzeye yakın donatıların
(demirlerin) hemen üstünde oluşurlar. Taze betonda iri agrega taneleri
dibe çökerken su yüzeye doğru hareket eder. Yüzeye yakın donatılar bu
harekete karşı koyar ve oturmasını tamamlayamayan üst beton tabakası
zaten düşük olan çekme dayanımını kaybederek çatlar. Böylece, beton
yüzeyindeki çatlaklar yüzeye yakın donatıların bulundukları hatlar
boyunca uzanırlar. Bu tür çatlaklar; mantar başlıklı bir kolonun baş
kısmına yakın yerde veya beton derinliğindeki değişmenin olduğu
nervürlü döşemelerde de görülebilir.
5.2. Plastik rötre çatlakları
Bu
çatlaklar geniş yüzeyli olan döşeme, yol, park ve havaalanı betonları
gibi uygulamalarda oluşabilir. Beton yüzeyindeki suyun buharlaşma hızı,
betonun içindeki suyun yükselme hızından fazla ise, betonun yüzeyi
kurumaya, dolayısıyla büzülmeye başlar. Alttaki beton bu büzülmeye uyum
sağlayamadığı için, üst tabakasında çekme gerilmeleri oluşur ve çekme
şekil değiştirme kapasitesinin de düşük olması nedeniyle beton çatlar.
Aynı çatlaklar, yeni dökülen betonun altındaki eski ıslatılmamış
betonun veya asmolenli tabliyelerdeki briket gibi diğer malzemelerin
beton suyunu emmesi sonucu da oluşabilir.
6. Kısıtlanmış rötre
Betonda
gözlenen plastik rötre ve oturma çatlaklarından başka sık sık
kısıtlanmış rötre çatlaklarına da rastlanır. Böyle bir rötre basit bir
deneyle açıklanabilir: Çelik bir çember etrafına beton dökülüp
sertleştikten sonra incelendiğinde serbestçe büzülmesi önlenen betonda
düşey çatlakların oluştuğu görülür; bunlar kısıtlanmış rötre çatlakları
olarak adlandırılır. Bu rötre çatlakları genellikle perdelerde
görülür. Özellikle temeller üzerine oturan kolonlar arasındaki geniş
perdelerde, tünellerde, eski beton üzerine dökülen yeni betonda bu tür
çatlakları görmek mümkündür. Böyle çatlaklar perde içindeki boşluklar
civarında belirgin biçimde gelişebilir. Önlemler alarak kısıtlanmış
rötre çatlaklarını azaltmak mümkündür. Önlemlerden bazıları şöyle
sıralanabilir; a)donatı miktarını arttırmak, b) çelik tel veya
polietilen fiber kullanmak, c) dayanımı sağlayabilmek kaydıyla çimento
miktarını biraz azaltmak, d) dökümden hemen sonra doğru ve yeterli kür
uygulamak ve gereken koruma önlemlerini almak, e) hidratasyon ısısı
düşük çimento kullanmak, f) betonun su/çimento oranını düşürmektir
[1-2].
7. Beton yüzeyindeki suyun buharlaşma hızını arttıran etkenler • Betonun sıcaklığı, • Düşük bağıl nem oranı, • Yüksek rüzgar hızı, • Ortam sıcaklığıdır.
Beton
ve hava sıcaklığının, ortamdaki bağıl nem ve rüzgar hızının beton
yüzeyinden buharlaşan su miktarına ortak etkilerinden mevcut bazı
abakları kullanarak aşağıdaki sonuçlar çıkartılabilir:
Hava
sıcaklığı arttıkça buharlaşma artar. Beton havadan daha sıcaksa
buharlaşma daha da artar. Buharlaşan su miktarı 0,5 kg/m2/saat değerini
aşınca, plastik rötre çatlaklarının oluşması olasılığı vardır, bu da
önlem almayı gerektirir. Sıcaklığın 50 C artması buharlaşmayı %100
arttırabilir.
Hava sıcaklığı 200 C, havadaki bağıl nem %60,
beton sıcaklığı 24,5 0C ve esen rüzgar hızı 25 km/saat ise buharlaşan
su miktarı yaklaşık 1 kg/m2/saat olur.
Havadaki rutubetin
%90’dan %50’ye düşmesi buharlaşmayı %100 arttırır. Rüzgarın hızı saatte
sıfırdan 20 km’ye çıktığında buharlaşma yaklaşık dört kat artar. Beton
yüzeyi güneş ışınlarına açıksa, betonun yüzeyindeki sıcaklıkla beraber
buharlaşma da artar.
Plastik rötre sonucu oluşacak çatlak yoğunluğunun suyun buharlaşma hızı ile orantılı olacağı beklenir.
8. Taze beton çatlaklarına karşı alınacak önlemler 8.1.Beton bileşenleri bakımından alınacak önlemler
Betonda
yüzey/hacim oranı yüksek olan ince malzemeler fazla ise, betonda
plastik rötre riski vardır. Belirli bir su/çimento oranı için, ince
malzeme ve çimento dozajı arttıkça, plastik rötrenin arttığı deneylerle
kanıtlanmıştır. Betonda yeterli kadar ince malzeme var ve beton az
boşluklu ise beton terleme suyunun yukarı çıkması güçleşir. Yüzeyden
buharlaşan suyun yerine terleme suyu gelemeyince beton yüzeyi kurur ve
çatlaklar oluşur. Böyle bir durumda başka etkileri göz önüne alarak,
ince malzeme ve gereğinden fazla çimento kullanılmasına sınırlama
getirilebilir. Oturma çatlaklarının oluşumunda ise aşırı su
kullanımının işlevi büyüktür. Böyle bir durumda da su tutucu maddelerin
miktarını arttırmak gerekir. Diğer bir değişle dozaj ve ince agrega
arttırılabilir, puzzolanlar da yarar sağlayabilir, böylece kohezyon
artar. Hava sürükleyici katkının kullanılması terlemeyi azaltır,
dolayısıyla oturma çatlağı önlenebilir.
8.2.Beton döküm ve bakımında alınacak önlemler
Gölgede 320C’yi aşan sıcaklıklarda betonun döküm ve bakımında aşağıdaki önlemleri almak gerekir:
Betonun
döküleceği zemin, donatı ve kalıpta göllenmeye meydan vermeyecek
şekilde ıslatılır, ıslatma suyu buharlaşır buharlaşmaz döküm yapılır.
Böylece sıcak bir havada hem donatıların hem de klalıbın sıcaklığı
düşürülür, ayrıca zemin ve asmolen gibi su emici yüzeylerin de beton
suyunu emmesi önlenir. Aşırı sıcak havalarda beton dökümünün geceleri
yapılması, taze beton sıcaklığının düşürülmesi, malzemelerin (su,
agrega) soğutulması, hidratasyon ısısı düşük çimento kullanılması ve
geciktirici katkı kullanılması tercih edilebilir.
Taze beton
çatlaklarına karşı alınacak en önemli önlemlerden biri, betonun dökümü
sırasında iyi işlenmesi ve daha sonra gerekli bakımın yapılmasıdır.
Beton aşırı akışkan olmamalı ve vibrasyonu gerektirecek bir kıvamda
olmalıdır. Beton kalıbına vibratörle yerleştirildikten sonra hemen ilk
mastarlama yapılır. Daha sonra bir insan beton üzerine çıktığında
yaklaşık 2 mm derinlikte iz oluşunca ikinci mastarlama işlemi yapılır.
Mastarlama işleminin yavaş ve düzgün yapılmasına özen gösterilmelidir.
Rüzgara
karşı korumak için rüzgar kırıcı engeller oluşturulur. Beton yüzeyini
doğrudan güneş ışınlarından korumak için beyaz renkli yansıtıcı plastik
örtüler ile kaplamak gerekir.
Beton yüzeyine “curing compound”
adı verilen maddeler de sürülebilir. Bu işlem yüzeydeki parlaklık sona
erinceye kadar beklendikten sonra yapılmalıdır.
Diğer bir yöntem
ise, spreyle su püskürterek veya suya doygun talaş, ıslak kum gibi
maddeler ile kaplayarak yüzeyin nemli tutulmasını sağlamaktır. Taze
betonun kür süresi de değişik etkenlere bağlıdır. Ancak normal
betonarme yapılarında bu süre yaz aylarında en az bir hafta olmalıdır.
Bu süre içinde ise günde en az üç kez sulama yapılmalıdır. Sulama için
kullanılacak su, şehir suyu değilse içinde betonarme elemanları için
zararlı olacak sülfat, asit, tuz gibi kimyasal maddeler bulunmamalıdır.
9.Kısıtlanmış rötreyi azaltmak için gerekli önlemler
Kısıtlanmış
rötre çatlakları aşağıdaki önlemler alınarak azaltılabilir: a) betonda
su/çimento oranı düşük tutulmalı, b) kalıp alma süresi uzatılmalı,
doğru ve standard kür uygulaması yapılmalı, c) üretim sırasında sadece
perde gibi betonarme elemenları için beton içine kısa kesilmiş
polietilen lif veya çelik tel katılmalı, d) perdelerdeki düşey ve
özellikle yatay donatıların yeterli olup olmadığı kontrol edilmelidir.
10. Öneriler
Plastik
rötre, oturma çatlakları ve kısıtlanmış rötre çatlaklarının onarımı
betonun dürabilitesi açısından yararlıdır. Bu çatlaklar, genişliklerine
bağlı olarak uygulamada mevcut onarım harçları veya su kıvamındaki
epoksi kullanılarak ve elle uygulama yapılarak doldurulup betonun uzun
süreli performansı arttırılabilir. Böylece olası donatı korozyonu
önlenmiş olur.
Kaynaklar
[1] A.M. Neville, Properties of Concrete, Pitman Publishing, London, 1975.
[2] M.
Grzybowski, Determination of Crack Arresting Properties of Fiber
Reinforced Cementitious Composites, Department of Structural
Engineering, Royal Institute of Technology, Stockholm,
TRITA/BRO-89/008, 1989. Alıntıdır
|